GELİNLİK




Günün sabahı..  Düğün günü.

Genç kız heyecandan uyuyamamıştı. Sevdiği adamla evlenecekti. Aylar öncesinden düğün telaşından yorgun olsa da oldukça mutluydu. Düğünü olacağı içinde kilosuna dikkat etmiş aldığı gelinliğin bedenine tam olmasına özen göstermişti. Gelinliği tamda hayal ettiği gibi. Baştan aşağı güpür. Fransız güpürü. Annesi dahil herkes seçeceksen Fransız güpürü seçmelisin en iyi o demişlerdi. Duvarda asılı olan gelinliğine baktı genç kız. Omuzları dantelli straplez gelinliğin eteği oldukça kabarık ve alt kısımlarında yine incilerle işlenmiş danteller bulunuyordu. Odanın içinde dönüp duruyordu. Hava daha aydınlanmamıştı. Mesaj attı sevdiği adama. Hemen cevap gelmişti..

Başka yerde. Alınan karar..

Karar çoktan verilmişti. Daha dün öğrenmişti evleneceğini. Babası onun adına karar vermiş, kahvehanede yapılan üç beş sohbetin ardından kızını isteyen şehrin varlıklı ailesine vermişti. Ellerini ovuştura ovuştura hızlı adımlarla eve gitmiş ballandırarak söylemişti kızına her şeyi. " Ulan senin kadar şanslı olamadık ha! Nerede görülmüş ağanın bir ırgattan kız istediği. Has yere gittin bak. Artık babana da kıyak geçersin" demişti tükürüklerini savura savura. İnkar etti kız, yalvardı, ayaklarına kapandı ama başaramadı. Yüzüne yediği tokatla yere savruldu. Dudağından akan kan ağzına dolmuştu. Kayıtsız kalmıştı babası kızının duygularına. " Karı şu senin gelinliği çıkar sandıktan, onu giyinecek" demişti son sözü olarak babası. Ve kız o gece sadece  ağladı..

Günün öğleye doğru vakti. Saat 10.00

Kapının çalınmasıyla koşarak açtı kapıyı genç kız. Gelenin kim olduğunu biliyordu. Yüzünde kocaman gülümsemeyle sarıldı evleneceği adama. " Hazırsan çıkalım bir tanem. Herkes aşağıda bizi bekliyor." dedi damat heyecanla. Genç kızla birlikte kız kardeşleri ve yengeleriyle ellerinde bir dolu poşetle çıkmışlardı evden. Annesi ise kızının peşinden ağlıyordu.

Poşetler bagaja konulup gelinlikte özenle koltuğun arka kısmına asılmıştı. Herkes araçlara binip yola çıktıklarında sohbet eşliğinde heyecanla atıldı genç kız " Ayakkabıları aldık mı Ceyda?" Kardeşinden olumlu yanıt aldıktan sonra yine heyecanla " Peki tacı aldık mı? diye sormuştu. " Merak etme Gizem her şeyi aldık ben kontrol ettim hepsini" deyip genç kızı rahatlatmıştı yengesi. 

Yarım saat sonra kuaföre ulaşmışlardı. Araçlardan inen herkes binanın önünde toplanmış araçtan çıkartılan poşetlerde kuaföre bırakılmıştı. Bundan sonra ise erkekler yine aynı binanın üst katındaki erkekler kuaförüne çıktı, bayanlar ise girişteki kuaför salonuna girdi. Bundan sonrası ise tam bir kargaşa idi.. 

Başka yerde. Düğün günü.

Annesi elinde sandıktan çıkardığı gelinle geldi kızının yanına. Gelinlik sandık lekeleriyle doluydu. Aldırmamıştı kız. "Evlenmeyeceğim ben" demişti. Hala ağlıyor, ağlamaktan sesi çıkmıyordu. " Kız inat etme. Giyin şu gelinliği, gelecekler seni almaya şimdi. Baban duyarsa senide beni de öldürür" demişti. Zorla kızına gelinliği giydirmişti. Büyük olmuştu. kolları uzun gelmişti. Annesi çözüm olarak içeri kıvırmıştı kollarını. Saçlarını ise üç dört kez tarayıp taçla birlikte duvağı takmıştı başına kızın. Duvak ile yüzünü örtüp " Burada bekle böyle sakın yüzünü açma" deyip çıkmıştı odadan. 

Evleniyordu. Evlendiriliyordu. Zorla. Kiminle bilmiyordu. İlgilenmiyordu. Kapı aralanıp içeri bakan kardeşini gördü. Yanına çağırıp sıkıca sarılmıştı ona. Evde sesler duyuluyordu. Babasının sesi geldi kulağına. Anlamıştı onu almaya geldiklerini. " Ooo dünür hoşgelmişsen. Buyur buyur, bizim kızda hazırlandı içeride sizi bekliyor." dediğini duydu kız. Kapı açıldı yanına babasıyla birlikte birkaç adam girdi. Arkalarında annesi yanında yine tanımadığı birkaç kadın. Hepsine baktı teker teker. Babasında takılı kaldı gözleri. Belki vazgeçerdi evlendirmekten. 

İmam nikahı kıyılmıştı babası yaşındaki adamla. Korkuyordu, midesi bulanıyordu. Evden çıkmadan son kez döküldü dudaklarından " Ba-baa" kelimesi usulca. Yapma yollama beni. Daha on beş yaşındayım ben dercesine ama nafileydi. Babasının yüreği o anda taş kaplamıştı, aklında ise başlık için verilen dönümlük arsa vardı..

Düğün. Mutlu anlar..

Oyun havaları, yöresel danslar, kalabalık ortam. Salon hınca hınç dolmuştu. Çiftleri seven herkes gelmiş onları mutlu günlerinde yalnız bırakmamıştı. Öyle çabuk akmıştı ki zaman. Düğün bitmiş herkes evlerine gitmişlerdi. Genç kızın hayallerindeki gibi düğünü olmuştu. Senelerdir sevdiği kişiyle evlenmişti. Şimdi ise mutlu yuvasında aşkla kocasının gözlerine bakıyordu. Cebinden çıkardığı kolyeyi taktı karısının boynuna adam. Yavaşça duvağını kaldırıp öptü alnından. " Karıcığım" demişti gözlerine bakarken. O anda etraflarını aşk sarmıştı, dans ediyorlardı..

Başka yerde...

Küçük gelin demişti ona tanımadığı kadın. "Öp annenin elini " deyip elini uzattı karşısında duran çocuğa. Yabancısı olduğu bu evde etrafına bakıyordu o an. Tanımadığı kadının istemeyerek de olsa öpmüştü elini. Kadın onu bir odaya sokup nasihatler vermeye başlamıştı. Başı dönüyor, midesi bulanıyor kulakları duymuyordu. Kadın çıktıktan sonra içeri kocası girdi. O ne olduğunu anlamadan her şey bir anda olup bitmişti. Kız bağırmış, ağlamış acıya dayanamamış bayılmıştı.

Beyaz.. 

Her kızın bir gelinlik hayali vardır. hepside prenses modeli. Bembeyaz.. Mutlu oldukları an. Kiminin hayali gerçek oluyordu. Ama kimisine de hayal ettiği gelinlik kefen oluyordu. Öylede olmuştu. Küçük gelini sonraki gün boynundaki iple asılı olarak bulmuşlardı odada. Yanındaki kağıtta şöyle yazıyordu.

Gelinliğim beyaz değildi. Bende evlenilecek yaşta değildim. Sarıya dönmüş olan gelinlik kefenim oldu. Babam katilim, evlendirildiğim amca da Azrail'im. Elini zorla öptüğüm kadın ve annem seyircim. Ve ben başroldüm. Başrol öldü ve film bitti. Bitirdiler.. Ben intihar etmiyorum, ölümüme sebep olan izleyiciler. 

Küçük gelinlere yazıldı..




Yorumlar

  1. Bu çok acıklı olmuş :( aaa haklısın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yağmur Tozu

      Gerçekliği daha acı.. Yorumun için teşekkür ederim ☺

      Sil
  2. Ne tuhaf değil mi, sen gülerken ağlar birileri, sen yaşarken başkası verir son nefesini... Bu değil mi zaten hayatın ironisi... Ve bazılar iyiyken suçu sadece iyi olmakken bazıları da alabildiğine kötü... Yazık çok yazık hangi durakta kaybettik insanlığımızı, kimsenin de geri dönüş bileti almaya niyeti yok belli ki...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büşra Gürbüz;

      Çok haklısın. Ne denirki yorumunla anlam kattın. Teşekkür ederim 😊

      Sil
  3. Çok önemli bir konuya değinmişsiniz, efendim. İki farklı düğün, iki farklı yaşam. Kaleminize sağlık...
    Umarım bu ve bunun gibi şeyler gelecekte değişir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gazeteci N.G

      İnsanlar işte.. Böyle olmayada devam edecek gibi.

      Sil
  4. Kanayan yaramız, oyun oynayacak yaşta kızlarımızın gelin edilmeleri. Nasıl güzel kaleme almışsın. Tebrik ediyorum. Kalemin daim olsun :) Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hikaye Kapli Kadın

      Kesinlikle öyle. Onların yaşadıkları, psikolojisi tarif edilemez malesef..

      Teşekkür ediyorum güzel yorumunuz için.

      Sil
  5. Korkunç. Tüyleri diken diken eden bir hikaye ve ne yazık ki çok doğru....
    Emeğinize sağlık ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elif,

      Doğruluğu ve de böyle şeylerin var olması daha korkunç. Ne yazık ki.

      Teşekkür ederim. ☺

      Sil
  6. çok güzel yazıyon sen yine yaaa.

    YanıtlaSil
  7. Deeptone..

    Çok teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  8. Çok çok güzel yazmışsın. Bir an keyifle okurken, bir an sarsıldım.. Yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
  9. Elif İpek Durmaz;

    Hoşgeldin.
    Çok teşekkür ederim. :)

    YanıtlaSil
  10. Maalesef ülkemizde bu tür olaylar fazlasıyla oluyor. İnsanlar insanlari insan olarak görmüyor. Ve maalesef bir çok kişinin hayatı bu tür olaylarla kararıyor. Neden diye sorduğumuzda sadece sormakla yetiniyoruz. :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uğur KAYA

      Sadece sormakla yetiniyoruz. Gelenek ve göreneklerin bağrında olan töre faktörünün önüne geçilemiyor maalesef.

      Yorumlarınız için teşekkür ederim.

      Sil

Yorum Gönder

Yorumunuz değerli:)
Link paylaşılan yorumlar yayınlanmayacaktır..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kim Bu Hohori

Lilanın Büyülü Miladı 10- part 2-

MANDALİNA