10.01.2017

Son-Suz Hikaye





Evden çıkmadan cebini son kez kontrol etti. On lirası cebinde durduğuna emin olunca ağır aksak çıktı kapıdan. Kapıyı kapatmadan önce evine göz gezdirdi. O her zaman aşina olduğu sessizlik ona güle güle demişti. O da sessizliğe karşılık "Allah'a sımarladık" deyip eliyle selam çaktıktan sonra kapıyı yavaşça kapattı.
Gitmesi gerekti. Gidecekti.. Merdivenlerden yavaş yavaş indi. Evinin üçüncü katta olması onu artık yoruyordu. Dizleri daha tahammül edemiyordu sanki. İsyan edercesine ağrılar saplanıyordu. Nefesi de darılmış gibiydi. Hızlı hızlı.. Kesik kesik..!
Apartmandan dışarı çıktığında serin hava karşıladı onu. Gömleğinin yakasını bir araya getirerek en baştaki düğmeyi de iliklemişti. Soğuk hava onu titretmişti. Eskiden böyle değildim, diye geçirdi içinden. Hemencecik üşümezdim! Ellerini cebine sokup gideceği yere emin adımlarla yürümeye başladı.
Yaklaşık on beş dakika yürüdükten sonra semtin pazarına gelmişti. Eli, cebinde tuttuğu on lirasındaydı. Dolmuşa binmesem on liram cebimde kalır deyip yürümeye başlamıştı. İşte şimdi o on lirayla alışveriş yapacaktı. Keyfi yerindeydi. Ama bir an önce eve gitsem iyi olacak, diye söylendi sert esmeye başlayan rüzgara karşı. Pazarın girişinde yaşı yetmiş küsür olduğunu tahmin ettiği teyze diyerek adlandırdığı kadın kendi bahçesinden topladığı domatesleri satıyordu. Teyzeyi es geçip pazarın içine doğru ilerledi. Semtin pazarı her çarşamba kurulurdu. Ama o ilk kez geliyordu pazara. Ne alacağını dahi bilmiyordu. Sahi evde ne var ne yok ondan da habersizdi. Bu düşüncesine kendisi de gülerek başını iki yana sallayarak " Tam takır kuru bakır" diye sesli ama yalnız kendisinin duyabileceği şekilde söyledi. Pazarda kendi yaşlarda salatalık satan adamın yanına yanaşıp "Salatalık kaç lira kardeş? diye sordu. Pazarcı ise diğer müşterilere de yetişebilmek için "Üç lira ağabey!" diye söyledi adama bile bakmadan. 
"Sensin ağabey" diye kızgınca söylenip uzaklaştı oradan. Bir kaç adım attıktan sonra yine salatalık satan başka adamın yanına yanaşıp gözleriyle salatalıkları işaret ederek " Kaç lira kardeş?" diye sordu. Pazarcı otuz yaşlarında ya vardı ya yoktu. " Üç lira ağabey!" diye söyledi pazarcı. Bu sefer kızmamıştı. Ağabeyi sayılırdı çünkü. 
" O halde ver iki tane!"
" İki kilo mu ağabey" diye şaşkınca sordu pazarcı.
" Yok kardeş, iki tane ver'
Pazarcı başka bir şey söylemeden salatalıkların dizili olduğu sandığın arkasından poşet çıkartıp salatalıkların en iyisinden iki tane seçip poşete koydu. 
Poşeti alıp içindekilere baktı adam. 
"Kaç lira?"
"Bir lira ver sen ağabey?"
" Ne! Yok kardeş sen bunları en iyisi mi tart!"
Poşeti pazarcıya uzattı. Pazarcı başını hafif yana eğip sesli şekilde "Hey Allah'ım" diye iç geçirmişti. 
Adam güldü. Pazarcıya on lirasını uzatıp yetmiş kuruş gelen salatalıkların parasını vermişti.
İleriye devam etti adam. Bir salkımın yarısı olan üzümü, bir erik, elli gram taze peynir alıp çıkışa yönelmişti adam. Pazarın girişindeki teyzenin yanına yanaştı bu sefer. İki domates de ondan alıp yola koyuldu adam. 
Bir anda beliren güneş yakmaya başlamıştı. Saçlarının dibinden beliren terler yüzünden aşağıya doğru inmeye başlamıştı. Poşetleri bir kenara koyup elinin tersiyle yüzünü silip elinde kalan beş lirasını cebine koydu. "Çok yoruldum ama eğer eve kadar yürürsem param cebimde kalır" diye geçirdi içinden ve yürümeye başladı.
Eve vardığında merdivenleri çıkmak elzem gelmişti ona. Bir de ev sahibi o mendeburla karşılaşmak vardı. Parmak ucunda yavaş yavaş çıktı. 
Eve girdiğinde poşetleri yere bırakıp doğruca bardakta yarım kalmış suyu içti. Dili damağına yapışmıştı. İskemle çekip oturdu. Düzensiz nefesi düzelene kadar derin derin nefes alıp vermişti. 
" Yürümek bana göre değil"
Kalkıp sabah demlediği çayın altını yaktı. Masaya aldığı üzüm ve peynirin bir miktarını koydu. Tezgahtan aldığı bardağı masaya koyarken" Oo, bana çay yok mu?" diye ses duydu. Kaşlarını çatmış etrafında dolanıp sesin kimden geldiğine baktı ama kimseyi görememişti.. 
"Demek tanıyamadın, Benim ben! Yani sende ki ben. Benim yahu bakma öyle!"
Anlamadı adam ama yine de bir bardak daha koymuştu masaya.

Çayı bardaklara döküp hemen masaya oturmuştu.
 " Acıyorum şu haline"
" Kes sesini." diye bağırmıştı adam." Ya adam akıllı dur ya da defol!"
"İçindeki seni yalnızca sen kovabilirsin zaten.. Ama seni senden daha iyi tanıyorum."
"Tanımak! Ne kadar?"
" Olduğu kadar!"

Bir yudum içti demli çayından. İçi sıkılmıştı bir anda. Etrafına bakındı. Hiç ses seda yoktu. Sahi neredeydi top koşturan çocuklar!
Dün kapıdan kovduğun çocukları mı arıyorsun şimdi?".
"Kovmadım" diye sert çıktı adam. " Sıkıldım senden Defol! Sen.. İçimdeki sen!" Sende git.."
" Kimse senden gitmedi aptal herif. Sen kendini yalnız bıraktın. Yalnızlığı sen seçtin"
" Defol!" diye bağırdı adam sinirle.. 
" Tercih senin, ama içindeki seni asla kovamazsın. O seni senden daha iyi biliyor."


Yazdım yazdım ama bir türlü son bulduramadım. Minik bir hikaye yazayım diye klavye başına geçtim. Ama son-suz bir yazı çıktı :)) Bu sefer keyifli okumalar diye dilekte bulunamayacağım. Sonsuz bir yazı çünkü.. Ne kadar keyif verebilir. Verdiği kadar keyifli okumalar diyeyim o zaman.. Bu arada başlığı İçimdeki Ben ' den Son-Suz hikaye olarak değiştirdim.. Daha bir uyumlu:))


20 yorum:

ACEMIDEMIRCI dedi ki...

Eğer öykü sürseydi nereye gidecekti merakı doğdu şimdi de :)

Ebemkuşağı dedi ki...

İki tane salatalık hadisesini okuyunca öğrencilik yıllarım geldi bir an.:)Sonsuz bir hikaye. Kaleminize sağlık:)

Makbule Abalı dedi ki...

Affedersiniz fikrimi söylemek isterim: Bazı hikayelerin sonu okuyucunun hayal gücüne bağlı olabilir. İlle de sonlandırmak gerekmez. İçimdeki ben de güzel bir ad olurmuş.
Pazar alışverişi ne güzel anlatılmış.
Sevgiler...

Zehra Çelik Baltacı dedi ki...

Sonsuz bir hikaye olsa da keyifliydi bence . Bir yerden aldı götürdü ... Yüreğinize sağlık . İyi geceler .

Düş Tasarımcısı dedi ki...

Hikayenizi sonuna kadar okudum 😊Güzeldi detaylar ve diyaloglar.Karakterin yalnızlığı içimi burktu, iç sesiyle konuşması. Ama hepimiz biraz yalnız degil miyiz aslında.
Blogunuzu takibe aldım.Yeni hikayelerinizi bekliyorum. Bana da beklerim😊Sevgiler..

incidennotlar dedi ki...

Gayet güzel yazmışsın canım. Kalemine sağlık :)

Momentos dedi ki...

İç seslere kulak vermek gerek.. herkes gider ama kendimizle başbaşayız daima.. güzel olmuş :) elinize sağlık.

Dnd Can dedi ki...

Oldukça güzel bir hikayeydi. Emeğine sağlık.

Bayan Hohori dedi ki...

ACEMIDEMIRCI;

Vallahi devam etseydi kafamda tasarladığım yere götürecektim ama olmadı.. Olduramadım :))

Bayan Hohori dedi ki...

Ebemkuşağı;

Ah o öğrencilik yılları :)) Teşekkür ederim :)

Bayan Hohori dedi ki...

Makbule Abalı;

Elbette ki böyle çok hikayeler okudum.. Lakin ben kafamda tasarladığım şekilde bitiremeyince böyle yarıda bıraktım.. Çok teşekkür ederim. :))

Bayan Hohori dedi ki...

Zehra Çelik Baltacı,

Keyif aldıysanız ne mutlu.. Çokça teşekkürler :)

Bayan Hohori dedi ki...

Düş Tasarımcısı ;

Hoş geldiniz.. İç sesiyle kim konuşmaz ki.. Çok teşekkürler mutlaka uğrayacağım :)

Bayan Hohori dedi ki...

incidennotlar ..

Çok teşekkür ederim :))

Bayan Hohori dedi ki...

Momentos;

Çok doğru dediniz.. Hep başbaşayız..Teşekkürler :))

Bayan Hohori dedi ki...

Dnd Can;

Teşekkür ederim :)

deeptone dedi ki...

sonu sürprizliydi yaa hoştuuu :)

Bayan Hohori dedi ki...

deeptone

Final verememek bana da sürpriz oldu :)) Teşekkürler..

Beytullah Poyraz dedi ki...

Bir anda ortaya çıkan iç sesinin sarf ettiği cümleler, duvarları yalnızlık acısına bürünmüş kasvetli odada yankılanmaya başladı: "Yalnızlığı sen seçtin!" "Sen, kendin!" (Perdeler kapanır, ışıklar söner)
Belki bu şekilde de sonlandırılabilirdi.. Güzel bir hikaye olmuş. Ellerinize sağlık

Bayan Hohori dedi ki...

Beytullah poyraz;

Aslında yazıyı aklımdaki kurgunun finaline yaklaştıramayınca böyle sonsuz kaldı. Böyle de güzel sonlanırmış.. Teşekkürler :)

Yorum Gönder

Yorumunuz değerli:)
Link paylaşılan yorumlar yayınlanmayacaktır..

 

BAYAN HOHORİ YAZIYOR. Published @ 2014 by Ipietoon