Garip Hanım- Final







 Allah razı olsun ondan. Allah'ın rızasını kazanmak ne büyük mülkiyettir biliyor musun sen evladım.

Ellerini semaya açıp " Ey Allah'ım bugünlerime de çok şükür" deyip ilk önce içinden duasını okudu sonra da " Amin" deyip iki ilini yüzüne sürdü.
"Benim dişlerim olmadığı için yiyemiyorum daha şu kestanelerden. Sen topla da al kızım. Bende şurada az soluklanayım" deyip kesilmiş olan kütüğün üzerine oturup derince bir " oh" çekiyor. 
Garip teyze dinlenirken bende yere düşen kestaneleri, dikenli kabuğundan çıkartmak için ayağımla eziyor çıkan kestaneleri alıyordum. Kestaneleri topladıktan sonra eve doğru giderken öğle ezanı da okunuyordu.


Garip teyze eve girip oğlu ile ilgilenirken bende dışarıda bahçelerde dolanmaya devam ettim. Evin üst tarafında iki tane incir ağacı vardı. Yaprakları sararmış, esen hafif rüzgarda sararan yapraklar bir bir yere düşüyordu. İncir ağaçlarının yanına gidip orada bulunan yavru kedilerle oynamaya başladım. Kedilerden siyah olanı gri olana göre daha sağlıklı duruyordu. Yaklaşık iki metre kadar uzakta kedilerin annesi olduğu belli olan kedi bizi izliyordu. Evin başında bulunan bu küçük arazi yaklaşık yarım dönüm kadar vardı. Bu arazinin hemen başından köyün yolu devam ediyor, yolun yine üst tarafında başka arazi başlıyordu. Bu arazi küçük bir ormanlık alandı. Çam ağaçlarının olduğu araziden çam kokusu oldukça keskin geliyordu. Yola çıkıp etrafı dolaşıyorum. Yolu yukarı doğru gidip ormanı daha da inceleme fırsatı buluyordum. Çam ağaçlarının arasından geçen dere yatağı çarpıyor gözüme ilk. Dere yatağı ormanın içinden geçip doğruca Garip teyzenin arazisine akıyor, oradan da toprağa karışıp yok oluyordu. Karaağaçların yoğun olduğu alanda solmaya yüz tutmuş mor ve sarı çiçekli ağaçlar çarpıyor gözüme. 

" Komar çiçeğidir onlar."


Sesten irkilip yerimde zıplıyorum. Hemen arkamı dönüp konuşan kişiye bakıyorum. Altmış yaşlarında göbekli, başında kasketinin altından görünen ak saçları olan adam benim korktuğumu görünce " Korkuttum mu? diye soruyor.

" Çok daldım etrafı seyretmeye, geldiğinizi fark etmedim"
" Ben bu köyün muhtarıyım, seni yabancı görünce bakayım dedim. Birisine mi bakmıştın?"
" Memnun oldum efendim, ben Garip Teyzeye geldim dün. "

Muhtar şaşkınca bakarak " Garibana mı?" diye soruyor. " Garip Hanım; isimi o. Adı ve soyadı. " diye söylüyorum bende düzeltmeye çalıştığımı umarak. 

" Sen kimi oluyorsun Garip ananın. Kimsesi  yoktur onun. Daha önce kapısını açanın olduğunu ne gördüm ne de duydum. Bende bir şey lazım mı  diye sormaya gelmiştim. Her hafta gelir ihtiyacı var mı yok mu öğrenir merkezden alır gelirim." 

"Siz Garip teyzeme yardım mı ediyorsunuz. Bende kimsenin yardım etmediğini düşünmüştüm. Ben Allah'ın misafiriyim diyelim. Bugün gideceğim. Garip Teyzeyi duyup geldim hikayesini dinleyeyim dedim. Maşallah sağlıklı yaşına rağmen. Bir kulakları ağır işitiyor .." 

Muhtarın gülmesiyle söyleyeceklerimi yarıda bırakıyorum. Onun gülmesine sinirlensem de belli etmiyorum.

" Kızım Garip ananın kulakları duymaz. Sağırdır o." 

Duyduklarıma o kadar uzun süredir tepkisiz kaldım ki Muhtar amcanın beni sarsmasıyla kendime geldim " N...Nasıl? Aa..a.ma o konuşuyor. Sohbet ediyor benimle?

" Garip ananın kulakları zaten yüzde yirmi beş kadar duyuyormuş. Kocasının ölümünden sonra bir dahada duymamış. Garip anada ki nasıl yetenek ki dudakları okuyup öyle anlıyor denileni. Dikkat ettin mi bilmiyorum sohbet edince ağıza bakar hep. Doktorlara götürdük onu ama tamamen duyması için çok para isteyince doktorlar, Garip ana da olmadı ameliyatı."

Muhtar amcayla uzun uzadıya Garip Teyze hakkında sohbet ediyoruz. Ona telefon numaramı verip Garip Teyzeye bir şey olursa araması için.  Duyduklarımdan sonra dışarıda durmayıp Garip teyzenin evine gidiyorum. Mutfakta duran Garip teyzeye sırtından sarılıyorum.  

"Gitme vakti Garip Teyze" diyorum onun gözlerine bakarak. Bir anda hüzün kaplıyor gözlerini " Olsun evladım yine gelirsin. Geldiğinde yazdıklarını bana okursun." diyor. Evden dışarı çıkıp ayakkabılarımı giyiyorum önce, elimde tuttuğum sırt çantamı giyip Garip teyzenin ellerinden öpüyorum. " Hakkını helal et Teyze" deyip iki yanağından öperken " Helal oldun kızım, sende helal et" diyor.

" O ne demek Garip Teyze, helal olsun" 

Ben giderken elime bohça tutuşturuyor Garip Teyze "Al kızım fazla bir şey koymadım ama.." diyor mahsunca.  Tekrar elini öpüp çıkıyorum yola. Arabayla uzaklaşıyorum köyden.  Benzin istasyonunda durup yakıt alıyorum. İstasyondan çıkmadan önce yan koltukta duran bohçada ne var diye merak edip açıyorum bohçayı.

Pişirdiği ekmeğin yarısını koymuş. İki nar, elma, sabah elime tutturduğu yumurtalar ve birlikte topladığımız fasülye ve mısırlar, birde benim topladığım kestaneler. Gözlerimde toplanan yaşlar aşağıya doğru inip bohçanın üzerine düşüveriyor. 

" Ahh be Garip Teyze.. Bohçayı verdiğinde utanması gereken bendim. Ne büyük yüreğin var senin." diye geçiriyorum içimden. İstasyondan ayrılıp yoluma devam ediyorum.

6 Ay Sonra..

Açık olan diz üstü bilgisayarımın yazdığım yazının altına büyük harflerle " SON" yazıp kaydet tuşuna basmıştım. En sonunda üzerinde çalıştığım roman en nihayetinde bitmişti. Yazıyı derhal çıktı alıp basıma yolladım. Odamın kapısı çalınıp " Gel " dediğimde annem elinde bitki çayıyla içeri geliyor. 

"Günce, hastasın zaten. Kaç aydır kitabını bitirmek için iyice kapandın bu odaya. Şu çayı iç, az açılırsın." 

" Sonunda bitti anne.  Romanım bitti. " deyip anneme sarılıp sevinçle annemi gıdıklamaya başlıyorum.


Evde oturmuş annemle öğle saatlerinde kahvelerimizi içerken, pencerenin önünde oturmuş yağan yağmuru izliyor sohbet ediyorduk. Kitabı basıma yolladıktan sonra üzerinden iki hafta geçmişti. Bugün gelen telefonla kitabın bir örneğini bana yollayacaklardı. Heyecanla postanın gelmesini beklerken radyoda hicaz makamında olan Behiye Aksoy'un seslendirdiği Tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın adlı şarkıyı dinliyorduk. Kapının çalmasıyla koşarak kapıyı açıp gelen postadan kitabımı aldım. Bu benim ilk kitabım olmasa da elimde tuttuğum kitap benim için daha da özeldi. 

" Anne önce Garip Teyzeye gidip bu romanı ona okumak istiyorum. Umarım sever." diyorum heyecanla. Radyoda çalan şarkı bittiğinde telefonumun uzun süredir çaldığını fark ediyorum. Telefonumu elime aldığımda tanımadığım numarayı görüyorum. Telefonu açıp " Alo.. " diyip karşı tarafın cevap vermesini bekliyorum.

Telefonu kapatamadan elimden düşüyor. Düşmemek için koltuğa oturup uzunca ağlamaya başlıyorum. Annem yanıma gelip " Günce, kızım ne oldu? Kimdi arayan?" diye sorular soruyordu. 
Hıçkırıklarımın arasında "Garip Teyze ve oğlu öldü" diyebilmiştim zorlukla. Radyoda ise Dönülmez akşamın ufkundayız çalıyordu.


-SON-




Bir hikayenin daha sonuna geldik. Yanımda olup destekleyen ve o güzel yorumlarını esirgemeyen sizler cansınız. Bu hikayede ki mesajım da " Yardımlaşmanın önemi" idi. Hele de bu soğuk mevsimde yardıma muhtaç çoğu kişiye bir nebze de olsa yardım etmek. Umarım başarılı olmuşumdur. 











Yorumlar

  1. Anadolu insanının gönül zenginliğini, konukseverliğini düşündüm uzun uzun. Severek zevkle okudum öyküyü. Sondaki iki şarkı benim de favorimdir. Hatta bir Alzheimer öyküsünde kullanmıştım.
    Yakında kitap da okur muyuz?
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Makbule Abalı

      Bu misafir perverlik yalnızca Anadoluya özgü olduğunu düşünürüm hep. Bepenmenize çok sevindim. Kitabınızdan Deeptone bahsetmişti. Alıp okumayı düşünüyorum bende.

      Kitap çıkartmayı çok istiyorum bende ama bunun için biraz daha pişmem gerektiğini düşünüyorum ki biraz değil çok çok.. u
      Yolun başında olduğumu düşünüp sadece şimdilik blogda kısa öyküler yazmaya devam etmek istiyorum.

      Bu düşünceniz beni gerçekten mesut etti. Teşekkür ederim.
      😊😊

      Sil
  2. Ahh! İçim titredi valla. Her bölümde kendimi Garip teyzenin yanında buldum. İstediği oldu. Oğlunu ardında bırakmadı. Ay ağlayacağım şimdi :( Yüreğine sağlık. Gerçekten çok severek okudum. Hele de bu mesajların yok mu, bayılıyorum. Bir sonraki hikayeni merakla bekliyorum ❤️

    YanıtlaSil
  3. Selam... ne kadar güzel yazıyorsunuz öyle. emeğinize sağlık. takipteyim sizi de beklerim :)

    YanıtlaSil
  4. Hikaye Kalpli Kadın;

    Yorumun içtenliği diye de birşey var :) çok teşekkür ederim. İnan ki böyle hissettirebilmek benim için çok önemli. Çok teşekkür ederim. ♥♥

    YanıtlaSil
  5. Mutlu Yaşam;

    Aleyküm selam. Hoş geldiniz :) teşekkür ederim. Mutlaka uğrayacağım...

    YanıtlaSil
  6. Hohori, bu hikaye serisinin en başından sonuna kadar büyük bir zevkle okudum. Yeri geldi mutluluk, yeri geldi üzüntü duygusunu içimde çok iyi şekilde bana yaşattın, insanın tüylerini diken edecek şekilde ki sözlerin ise muazzam oldu. Umarım bu hikayeden başka bir hikaye ile devam edersin yine.

    Harikasın!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Antik Şehirdeki Zürafa

      Böyle güzel yorumlar okuyunca yazasım gelmezmi hiç. Çok teşekkür ederim hem yorumunuzla desteklediğiniz hemde zaman ayırıp okuduğunuz için 😊

      Sil
  7. ay yaaaa sonu şimdi güzel miydi hüzünlü müüü :)

    YanıtlaSil
  8. Deeptone;

    Sen nasıl hissettiysen sonu öyle :))

    YanıtlaSil
  9. Deeptone;

    Yaaa! Üzülme sen. Bir dahakine mutlu sonla biten hikaye yazarım :))

    YanıtlaSil
  10. Yüreğinize sağlık sevgili Hohori. Çok keyifli bir hikayeydi. Yeni hikayelerini sabırsızlıkla bekliyoruz :)

    YanıtlaSil
  11. Elif İpek Durmaz;

    Çok teşekkürler. Bak yeni hikaye çoktan geldi bile :))

    YanıtlaSil
  12. Ya kızım... Ne çileli insanlar var dünyada. Kadıncağız ve oğlu belki de art arda öldüler. Şu yalancı dünyada bir kadın, köy yerinde ve çektikleri. Şükretmemiz gereken o kadar çok şey var ki. İnsan çocuğu ölsün diye de dua etmek durumunda kalıyor. Ben 13 yaşındaki oğlum beşinci kattan düştüğünde aşağıya koşarak indiğimizde ona yaklaşamamıştım bile, dayanamadım. Komşuların yardımı ile pijamalarla nasıl arabaya binip yavrum arka koltukta, önde kolum onu kurtarmaya çalışırken omzumdan parçalanmış halde, ama acı hissetmedim bile ve sürekli Ayet-el Kürsi okuyarak sakat bırakma Ya Rabbim diye hıçkırarak ağladım hep. İnsan yavrusu kurtulsun diye ölmesine bile razı gelirmiş meğer. Hikaye o günlerimi anımsattı. Tam 27 sene oldu, ben yaşasam da bu acı hiç bitmez. Hikayen çok manalıydı. Mesaj veriyordu. O da yardımlaşmanın ne kadar önemli olduğuydu. Düşen birine yardım etmek insanın önce kendi hayrınadır. Kalemine sağlık kızım. Seni üzdüysem affet beni. Ama Garip anayı anlayabildim. Sevgilerimle iyi geceler diyorum. Diğer hikayene de en yakın zamanda bakacağım yavrum. Sevgilerimle. Ece ablan .

    YanıtlaSil
  13. "Dönülmez akşamın ufkundayız çalıyordu."
    Harika bir hikayeydi, duygulandıran, üzen... Kaleminize sağlık, efendim :)

    YanıtlaSil
  14. Ece Evren;

    Bölümü yazıp arkadaşıma yolladığımda kadın ve oğlunun ölümünü açabilirdin demişti ilk. Bense onu okuyanlara bıraktım demiştim. Köy yeri küçük olduğu için yardımlaşmada dedikoduda çok olur. Herkes birbirini tanıdığı için.

    Yaşadıklarına üzüldüm abla. Zor zamanlar geçirmişsin. Allah korumuş ablam :( Ayet-el Kürsi öyle kuvvetli duadır ki. Her zaman mutlaka okurum bende. Ay ablam gerçekten çok büyük geçmişler oldu. Umarım hiçbir iz kalmadan atlatmışsınızdır o dönemi.

    Çok teşekkür ederim abla♥♥♥

    YanıtlaSil
  15. Gazeteci N.G;

    Güzel şarkıdır elbet :)
    Teşekkürler..

    YanıtlaSil
  16. Atlattım yavrum. Dünyada kaç kişinin başına geliyor. Kısmet böyleymiş. Sevgiler kızıma:)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumunuz değerli:)
Link paylaşılan yorumlar yayınlanmayacaktır..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kim Bu Hohori

BAŞLANGIÇ

Lilanın Büyülü Miladı 10- part 2-